Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 70. yılında saygı ve rahmetle anıyoruz. [..haberin devami]
09 Kasım 2008 - editor
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 70. yılında saygı ve rahmetle anıyoruz. [..haberin devami]
29 Ekim 2008 - admin
Bu gün Cumhuriyetimizin ilanının 85. yıl dönümünü kutluyoruz milletçe. [..haberin devami]
25 Ekim 2008 - admin
Ülkemin haline bakınca bazen karamsar oluyorum. [..haberin devami]
05 Ekim 2008 - editor
İki gündür haberleri dinledikçe durmuyor gözyaşlarım. [..haberin devami]
21 Eylül 2008 - editor
Selam olsun vatan için mücadeleyi hayatlarının amacı kabul eden GAZİLERİMİZE
[..haberin devami]
01 Ağustos 2008 - admin
Dostlarım,
Eğer basını izliyorsanız son iki aydır altı defa tekrarlanan anne ölümleri beni çok düşündürüyor. Çünkü bunlar normal bir ölüm değil. 6 evlat son iki ayda annesini doğradı. Bir kurşun sıkıp öldürmek değil. Kurbanlık koyunu parçalar gibi öldürdükleri annelerini parçaladılar.
Benim aklıma anne deyince hep öpülesi eller gelir. Çünkü annenin evladına olan sevgisi belki de dünyadaki tek karşılıksız sevgidir. Hamileliğinin ilk fark edilmesi ile başlar evlat sevgisi. Doğduğu günden itibaren hayatının amacıdır yavrusunu elinden geldiğince iyi yetiştirmek. Ataların dediği gibi yemez yedirir, giymez giydirir. Çocuğunun karnı doyunca anne de doyar çoğunlukla. Canını serer çocuğunun yoluna. Elinden geldiğince, bilgisi yettiğince iyi bir geleceğe yönlendirmek ister. Çocuğunun davranışlarına göre yasaklar koyar onu kötülüklerden korumak için. Ancak bu yasaklar baskı gibi gelir çocuğa. Anne ile ilgili bilinçaltı çalışmaya başlar. Eğer genç iyi bir eğitim almamış ise, hayat için hedeflerini belirtmemiş ise, kafasında yön vermemiş ise hayata anne yasaklarından dolayı günah keçisi olur. Gelişen paranoya uyuşturucuyu da yoldaş etti ise kendine annenin yok edilmesi düşüncesi başlar gencimizde.
Düşünün üniversite öğrencisi bir kızımız profesör annesini öldürüp parçalıyor. Bir başka kızımız sevgilisi ile olabilmek için kıyıyor annesine. Bir başka kızımız annesini öldürüp parçalıyor ancak; yaptığının farkında bile değil. Ya oğullarımız? İnternetten soruyor arkadaşlarına:”annemi nasıl öldüreyim?” diye. Olaylar birikiyor, evlatlar anneyi katlediyor. Biliyorsunuz bizim toplumumuzda sık sık rastladığımız bir de öğretmene yönelik saldırılar var.
Peki, Dostlarım, biz eğitimciler ne yapıyoruz? Toplumun mimarı öğretmen değil mi? Öğretmenin görevi sadece bir takım bilgileri öğrenciye aktarıp not vermek ise; neden bakanlığımızın adı “Milli Eğitim Bakanlığı”? Ömür boyu her çalıştığım kurumda defalarca söyledim önce eğitim diye. Demek ki biz öğrencilerimize yeterince anne- baba, kardeş- arkadaş, öğretmen, vatan- millet sevgisi aşılayamıyoruz ki; anneler, öğretmenler mezara, çocuklar hapishanelere veya akıl hastanelerine gidiyor. Şart değil her çocuğun doktor olması ama insan olması şart.
Haydi, öğretmen canlarım verelim el ele. Öğretelim geleceğimiz dediğimiz çocuklarımıza insan ve insanlık sevgisini, büyüğe saygıyı. Almasınlar o güzel ellerine bıçağı, baltayı, silahı. Kalem tutsunlar. Kalemle halletsinler sorunlarını. Konuşsunlar. Anlaşarak çözsünler açmazlarını.
Saygılarımla.
MERAL NACAR
meralnacar@egitimcihaber.net
01 Temmuz 2008 - admin
Dostlarım,19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basan Mustafa Kemal’in orada kalması tehlikeliydi. Çünkü Samsun İngiliz işgalindeydi. Hemen Havzaya geçti. Buradan önce İstanbul’a bir rapor yolladı. Karadeniz Bölgesindeki olayların sebebinin Türkler değil, Pontus’çu Rumlar olduğunu en açık şekilde anlatıyordu bu raporda. Havza Genelgesi ile ordu birliklerine asker terhis işlemlerini durdurmalarını emretti. Zaten terhis etmemişti ordusunu Kazım Karabekir Paşa. Arkasından Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy ve Refet Bele Paşalarının da imzasıyla yayınladı Amasya Genelgesini. Amasya Genelgesi ile memleketin durumu gözler önüne serilerek millet Kurtuluş Savaşına davet ediliyordu.
Ne için canlarım, ne için? Rengini şehitlerimizin kanından, ay yıldızını Türk’ün sınır tanımayan bağımsızlık duygusundan alan ay-yıldızlı al bayrağın şerefle dalgalanması için. Büyük vatan şairi Mehmet Akif Ersoy ne güzel dile getiriyor:”Bir hilal uğruna ya rab, ne güneşler batıyor.” diyerek.
Evet, canlarım,1. Kosova Savaşı’ndan bu yana bayrağımızın şerefle dalgalanması için yüz binleri, beklide milyonları verdik toprağa. Halen de vermeye devam ediyoruz. Saygı duyarız bayrağımıza. Şair:” Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü” olarak sevgi ve saygısını gösterir.
Ulusal bir Kurtuluş Savaşı verilmiştir bayrak ve bağımsızlık için Bu gün kim olursanız olun ailenizin geçmişinde mutlaka bayrak ve toprak ölmeyi bildiler. Sana Türkiye Cumhuriyeti Devleti adı ile tam bağımsız bir ülke bıraktılar. Tam bağımsızlığın sembolü olarak da ay-yıldızlı al bayrağı çektiler göndere.
Unutmayalım ki bu bayrak dalgalandıkça ve biz O’na gereken saygıyı ve sevgiyi gösterdikçe hiç kimse bizi bölmeye cesaret edemez. Emperyalist güçler kökü dışarıda, dalı ve meyvesi içeride fikirleriyle seni önce bölmek, sonra yok etmek isterler. Sakın uşağı olma bölücü fikirlerin. Şöyle yum gözlerini ve düşün:”Ben bu vatan için, bu bayrak atalarıma layık ne yaptım?” Cevap çok net değil mi? Hiçbir şey.Haydi kalk gaflet uykusundan. Uzayda dolaşsın Türk Uyduları. Çağa yön verecek buluşlarla dalgalandır al bayrağı. Bu vatan senin, bu bayrak senin namusun ve geleceğin.
Saygılarımla
MERAL NACAR
19 Mayıs 2008 - meral nacar
Kuva-i Milliye bile yetersiz kalıyorsa ne yapmalıydı Mustafa Kemal? Vermişti sonunda kararını:”Anadolu’ya geçmek, Anadolu’dan başlayan bir hareketle, millet egemenliğine dayalı kayıtsız- şartsız bağımsız bir Türk Devleti kurmak gerekti. [..haberin devami]
17 Mayıs 2008 - meral nacar
Mustafa Kemal artık İstanbul’a sığmamaktadır. Kurtuluş için çeşitli kaynakların görüşü vardır. Bakalım en önemlilerine ; [..haberin devami]